Duruşma

- Açılın beyler! Açılın! Yol verin! Kenara yenge!
- Niye getirmişler ki bu kızı?
- Üstelik elleri kelepçeli!
- Bari jandarmayla değil de kadın gardiyanla getirselerdi!
- Çok çirkin bir manzara bu! İnsan, insanlığından utanıyor bu manzara karşısında! Şuna bak şuna! İki koluna birden girmişler. İkisinin kolları da kızcağızın memelerine sürtüyor abi!
- Yahu! Ufacık şey bu! Ateş olsa cürmü kadar yer yakar be! Bari önden kelepçeleseler ya! Yok!...
Ufacık cüssesine hiç uymayan keskin bakışlı biriydi jandarmaların arasındaki kız. Sanki kollarından tutuluyor olmasa, bileklerindeki kelepçelere rağmen, oradakileri teslim alacakmış gibiydi. Belki de jandarmaların korkusu boşuna değildi.
Jandarmalardan biri, kızın kolunu bırakmadan mahkemenin nezarethanesinin kapısını yumrukladı öbür eliyle. Az daha omzundaki tüfek düşüyordu. Önce mazgal deliğini araladı içerdeki. Bir çift göz, yukarıdan aşağıya süzdü kızı. Sürgünün gıcırtısından, kapıyı açmaya çalıştığı belliydi ama yine de dışarıdaki jandarma, telaşla bir kez daha yumrukladı kapıyı. Sanki malı sağ salim teslim edip sorumluluktan bir an önce kurtulmak istiyordu.
- Patlamadın ya! Açıyoruz işte!
Açılan kapıdan, sırtından iteleyerek soktular kızı içeriye. Kapının kapandığından emin olduktan sonra, hemen kapının dibindeki banka oturdu jandarmalar. Herkes, en kötü bakışlarıyla bakıyordu jandarmalara. Sanki içeriye attıkları kız değil de jandarmalar suçluydu oradakilere göre.
İçlerinden en meraklısı olan, cebinden sigara paketini çıkararak jandarmalara yaklaştı.
- Yakın birer cıgara!
Jandarmalar kuşkuyla kaldırdılar kafalarını. Birbirlerine baktılar önce.
- Al aslanım al!
Biri elini sigara paketine uzatacaktı ki çavuş göründü koridorun ucunda. Sigara tutan adam, arkası dönük olduğundan görmedi.
- Biz de askerlik yaptık oğlum. Halden anlarız. Yakın birer cıgara!
- Beyfendi! Çekilin askerlerin başından!
Ardında patlayan yüksek sesten öyle irkildi ki adam, askerlere uzattığı paketten, yarıya kadar çıkmış sigaralar yere saçıldı. Çavuş, kolundan serçe tuttu adamı ve yavaşça kenara çekti. Adamın hazır ol duruşuna geçtiğini gören biri gülmeye başladı. Çavuşun karşısında süklüm püklüm olan adam, gülene kükredi
- Lan puşt! Açıkta bi şey mi gördün! Ne gülüyon ipne!
Bu sefer kuyruğunu kısma sırası gülendeydi.
- Estağfurullah ağbi! Ne haddime! Bizim Şeref bi şey dediydi de ona güldüydüm.
Anlaşılan aynı takımdandılar ikisi de. Ve jandarma çavuşunun karşısında ödü bokuna karışan, diğerinin üzerinde bir yerlerdeydi.
Her şey normale dönüverdi kısa bir süre sonra. Duruşma sırası bekleyenler, zaman zaman salonların kapısına tutturulmuş listelere bakıyor ve parmaklarıyla yukarıdan aşağıya yokluyorlardı listeleri. Mübaşiri kenara çekip kendilerini öne aldırmaya çabalayanları dikkatle izliyordu herkes. Çünkü yasal sorunları olan bu insanlar, benzeri haksızlıklara uğramış olduklarından oradaydılar belki de. Ya da haksızlık yaptıklarından… Kim bilir?
- Mehmet kızı Züleyhaaaa! Mehmet kızı Züleyhaaaa!
İş olsun diye bağırıyordu mübaşir. Çünkü önceden jandarmaları uyarmış ve nezaretteki kızın çıkarılmasını sağlamıştı zaten.
Salona girerken kızın kelepçelerin çıkardılar. Koridordaki herkes kapıya yığılıverdi bir anda. Kendi duruşmalarını unutmuşlardı sanki. Gözlerinde çakmaklı bakışları olan bu bir damlacık kızın neyle suçlandığını bilmek istiyordu hepsi. Kapanan kapıdan, duruşma hâkiminin otoriter sesi duyuldu en son.
Elindeki çay dolu askıyla çaycı göründü koridorun başında. Bir anda boşaldı askısı. Her gruptan, kızla ilgili yorumlar yükseldi. Bir avukat müvekkilini azarladı yüksek sesle. Yankesici bir kadın, kucağındaki bebeğini emzirmek için sırtını döndü kalabalığa ve süt dolu esmer memesini serbest bıraktı. Bebek sesini kesti. Bir yalancı tanık, tanıklıktan vazgeçti. Züleyha’nın duruşması başka bir tarihe ötelendi.

Bookmark and Share
mevsimsiz
(c)selah özakın 2009 Tüm hakları gizlidir.
benceajans