Kap kaç
- Sana kaç kere söyledim! Gittin orda salak gibi
durdun!
- Salak da sensin duran da!
- Şimdi gelirsem yanına!
Hayvan! Hep böyle yapıyor! Neden!
O, içinden geleni söyleyecek! Ben susacağım!
Bunu bekliyor hep!
Susacağım!
Ama içim konuşacak!
Salak! Salaaak!
- Bak şimdi. Şu köşeden çıkan ilk kadın. Sen ona doğru
gideceksin. Hiç sağına soluna bakınma! Korkma! Ben,
tam arkandayım. Korkma tamam mı? Bu sefer falso yapma!
Korkmaymış! Falso yapmaymış! Bu manyak be! İşi yapacak
olan o olmayınca konuşmak kolay! Korkmaymış!
Dizlerim titriyor be! Yürüyen ben miyim? Sanki biri
arkamdan itiyor!
Ne kadını görüyorum, ne de bir şey!
Tek gördüğüm, çanta! Kocaman, siyah! Bir uzanabilsem!
Öyle kolay ki! Ya tutarsa! Ya bırakmazsa!
Korkma, ben arkandayım-mış! Sanki bi bok olacak o
arkamda olunca!
Ulan ben de gerçekten korkağım galiba. Halbuki ne var!
Kadın, dalgın ve bezgin, yürüyor. Kendini götürsem
farkına bile varmaz. Ama ya varırsa! Varmaz. Varmaz.
Varırsa varsın!
O farkına varana kadaar! Hadi be! Bi adım var
aramızda! Hadi be! Geliyo mu arkamdan? Tam arkamda!
Hadi be! Hadi şimdi!....
***
Sanki kolum yoktu! Yok oldu sanki! Bi savruldum!
Kurtulamadım çantadan! Bi süre, o önde, çanta
ortamızda, ben arkada, birlikte koştuk. Yani
sürüklendik.
Köpek! Öyle güçlü çekti ki! Bırakamadım çantayı!
Kurtulamadım yani! Umrunda değildim ben!
Sürüklenirken, yan tarafım, kaldırım taşlarına vura,
vura perişan oldum! Bayılmak üzereydim tam! Öbür
elimi, çantadan kurtulmak için uzattığımda,
parmaklarımın arasına paçasının ucu girdi. O hızla
elimde bi kumaş parçası kaldı. Ama çantadan da
kurtuldum! Üç dört defa yuvarlandım kendi etrafımda!
Durduğumda, çenem yerde, öylece baktım! İki kişiydi
koşan! İlk köşede kayboldular! Bi süre kımıldayamadım.
Bence kolum çıkmıştı mutlaka! Tabi canım! Mutlaka
çıkmıştı! Yok! Yok! Oynatabiliyorum! Çıkmamış! Ama sol
göğsümle sol kalçam, sıyrılmış anlaşılan! Cayır cayır
yanıyor! Acılarımı hissettikçe kafam da çalışmaya
başladı. Zar zor oturdum. Zaten sokak ıssızdı. Kimse
farkıma bile varmadı. Belki farkıma varanlar da
başları belaya girmesin diye kaçıp gittiler.
Karanlık sokakta, ne kadar oturdum bilmem. Neden
ağladığımı da anlamadım. Belki acıdan, belki
soyulmuşluktan. Öyle, oturdum ve ağladım. Hava sıcaktı
ama üşüdüğümün farkına vardım. Ağrılarım, sızılarımla,
zorla doğruldum. Topallıyordum hafif. Zaten ev de
yakındı.
Bu gece, kocam vardiyadaydı. Küçük oğlum açtı kapıyı.
Görünce korktu. Gözleri, faltaşı gibi açılmıştı.
- Yok bi şey. Korkma. İtin biri çantamı çarptı. Bana bi
şey olmadı. Sıyrıldı kolum biraz. Korkma. Abin nerde?
- Rukiye teyzemin oğlu geldi. Beraber çıktılar. Bi tur
atıp gelceklermiş.
- Sen yemek yedin mi? Doyurdun mu karnını? Açsın ha! Köpekler! Çantamda simit vardı! Sabahtan kalma! Köpekler! Hadi git, Rukiye teyzenden yarım ekmek al. Ödünç. On da zeytin. Annem yarın verecek, de. Sakın anlatmayasın. Vermez yoksa!
Çocuk gidince, soyundu. Kanamıştı bütün yan tarafı.
Yer yer de morarmış. Suyla yıkadı. Gece entarisini ve
şalvarını giydi yavaşça. Öte yanına yaslanarak oturdu.
Küçük oğlan, elinde ekmek, zeytinle geldi. Unutmuş
görünüyordu annesine olanı. Okulu anlatıyordu çabuk
çabuk. Dinler gibi yaptı bi süre. Hızla ekmek zeytini
bitirdi çocuk. Ağrılarla, oğlunun yatağını serdi.
Büyük oğlunu merak ediyordu. Ama öylesine bitkindi ki!
Camın önündeki divanda, sağlam yanına yatarak uyuyakaldı. Sabahın köründe işe gidecekti. Kocası, vardiyadan gelince, onu uyandıracak, o, işe gidecekti.
- İşşt kız! Kalk! Kalk hadi!
Ağrıları, sabaha kadar, mayalanmıştı sanki. Her yanı
dökülüyordu. Yine de ses etmeden kalktı. Büyük oğlu da
gelmişti. Kardeşinin yanına kıvrılmıştı. Masanın
üstünde iki ekmek, peynir, zeytin ve domatez
vardı!
- İşşt, sen mi aldın bunları?
- Sabaan köründe nerden alcam? Oo'lundur alan!
Oğlu! O almıştı! Eve bi şeyler almıştı! O an bütün
acılarını unuttu. Yanağını okşadı oğlunun, üstünü
örttü. Mutlu, giyinmeye başladı.
Birden, sandalyeye öylesine atılmış pantolonuna
ilişti gözü!
Paçası yırtıktı!
Selah
24.05.2003





